Tanzanya'nın Kadınları

Tanzanya’da kadın denilince, konuyu çok yönlü bir şekilde gözlemlemek gerekiyorgözlemlemek gerekiyor. Çünkü buradaki kadınlar rengârenk bir kültürel atmosfer nedeniyle çok büyük farklılıkları da bünyesinde barındırıyor. tek tip ve tek kültüre ait kadından bahsetmek mümkün değil. Aynı toplum içinde farklı kültürleri, gelenekleri, görenekleri, tarzları yansıtan farklı etnik gruplara mensup çeşitli kadın tipleri var. Dolayısıyla Tanzanyalı kadınlarla olan arkadaşlıklarım farklı renkler ve farklı çizgiler içeren çeşitliliklerle dolu. Örneğin yerli Afrikalı kadınlarla arkadaşlığım, Sevahili kadınlarıyla olandan, onlarınki de Asya kökenli kadınlarla olan arkadaşlığımdan oldukça farklı. Aynı toplumda farklı kültürlerden kadınlarla, devamlı etkileşim halinde, birbirimizden bir şeyler alıp vererek, farklılıklardaki dinamizmle renklenen, daha önce benzerini yaşamadığım hoş ve ilginç arkadaşlıklar yaşıyorum.
Afrikalı siyahi kadın, Tanzanya’nın kadınları arasında en çok sorunları olan ve olumsuzluklar yaşayan kesim. Eşleri ticaretle uğraşan, neredeyse ticareti tamamen elinde bulunduran Arap ve Asya kökenlilerin hanımları ise daha refah içindeler. Nitekim pahalı giyime, süslenmeye parasal imkanimkânları var. Daha rahat evlerde yaşıyorlar ve özgürce para harcayabiliyorlar. Sevahili İslam geleneğine dayanan kültürlerinde evlilik ve aileye önem veriyorlar. Siyahi Afrikalılarda bu değerler neredeyse yok olmak üzere. Sevahili kadınının aksine, evlilik ve aile mefhumları en az önemsedikleri meselelerden biri. Tabii ki bunun olumsuz sonuçlarından en çok zarar görenler yerli kadınlar ve çocukları. Sevahili kadınında iyi bir eş ve iyi bir anne olma hasleti ağırlık taşıyor. Genelde çok çocuklu ailelerinde dini eğitime öncelik veriliyor. Çocuklarını erken yaşlarda medreseye göndererek ve okul çağına geldiklerinde de okul sonrası üstat dedikleri hocalardan İslami dersler aldırarak dini eğitime devam ediyorlar. Hint ve Pakistan kökenli Müslüman kadınlar, namazlarına niyazlarına çok bağlılar ve çocuklarına çok küçük yaşta Kuran öğretiyorlar. Fakat nedense başörtüsü ve tesettür meselesi sadece namaz kılarken önemli oluyor. Kendi hocaları bile bunun üstünde pek durmuyor. Bu hanımların Müslüman yerli ve Müslüman Arap hanımlardan en büyük farkları budur.

Sevahili kadınlarında ev dışında çalışan çok fazla yok. İslami evlilik ve kocanın aile reisliği hanımlarına çalışma, para kazanma, ailenin geçim sorumluluğuna katılma yükü getirmiyor. Bu kesimde evlilik dışı ilişki ve boşanma yerlilerin aksine neredeyse yok. Afrikalı yerli kadının sayısız sorunlarına karşılık, benim görebildiğim ve duyduğum kadarıyla Sevahili ve Asya kadınının en büyük sorunu kocalarının ikinci, üçüncü hanımlarla evliliği. İkinci, üçüncü hanımlara ve onların çocuklarına istemeseler de katlanmak zorunda olmaları. Çokeşlilik yaygın. Çokeşli evlilik kültürünün yansıması olarak, bu kadınların eşleri tarafından beğenilme ve diğer hanımlarla rekabet öncelikli meseleleri. Süse, giyime kuşama oldukça önem veriyorlar. Baybuyi denen cilbabları, başörtü ve peçeleri altında parlak ve koyu makyajları, dışarıya çıkarken gizledikleri mücevherleri adeta birer rekabet aracı. Bu kültürün kadınlarından biri olan arkadaşım İbtisam’ın davet ettiği hanım toplantısında cilbablarını ve peçelerini çıkaran hanımların göz alıcı makyajları ve takıları dikkatimi çekti. Asya kökenli kadınların ve Sevahili kadının altın ziynetlerinin ve pahalı giysilerinin yerini Afrikalı kadınlarda boncuk, deri, kemik takılar ve geleneksel kıyafet olan kanga alıyor.
Hint ve Arap kökenli kadınlar, kendileriyle siyahi yerli kadınlar arasında sınıf farkı gözetiyorlar. Onların nazarında siyah-beyaz farkı tazeliğini halen koruyor. Bu anlamda ırkçı bir zihniyete sahipler. Hint ve Arap kökenliler zengin, siyahlar genellikle fakir insanlar. Zengin çok zengin, fakirin ise hiçbir imkanimkânı yok. Siyahların kültür ve okur-yazarlık seviyesi gerçekten düşük. İşsizlik ve suç işleme oranı siyahlar arasında daha yüksek. Fakirlik belası yüzünden siyahi kadın sokaklarda dilenir, kendini satar, hizmetçilik yapar. Bazen çocuklarına bir parça yiyecek götürebilmek için akla gelebilecek her türlü yola başvurur. Yerli kadın daima çalışmak zorundadır. En azından tarlada, bahçede, evinin inşasında, hayatın hemen her safhasında erkeklerle beraber, hatta erkeklerden çok daha fazla çalışır. Kamyonlarda şoförlük, inşaatlarda amelelik, bekçilik, çobanlık, balıkçılık, pazarcılık, çiftçilik yapan siyahi kadınlara her yerde rastlamak mümkün.

Her toplumda olduğu gibi burada da kadınlar, toplumsal hayatın en önemli unsurudur. Fakat Afrika’da genel olarak kadın toplum hayatının belirleyici noktasıdır. Tarımsal üretimin ve çalışma hayatının can damarıdır. Tanzanya’nın temel besin maddeleri olan mısır, pirinç, kasava, kahve, çay ve soyanın büyük bölümü kadınlar tarafından üretiliyor. Başta muz ve mango olmak üzere en iyi meyve ve sebzeleri de Tanzanya’nın becerikli çiftçileri, kadınlar yetiştiriyor. Enerjinin büyük bölümünün elde edildiği kömür, genellikle kadınlar ve kızlar tarafından taşınıyor. Aynı şekilde halkın yerel su ihtiyacı da kadınların taşıdığı nehir ve kuyu sularından karşılanıyor. Üretimde erkeklerden daha fazla payları olmasına rağmen, ekonomiden aldıkları pay, erkeklerinkinin yarısından bile az. Bu az gelişmiş ülke ekonomilerindeki tipik kadın emeği sömürüsünün en bariz göstergesi. Kadın çiftçiler tarım ve ticareti ayakta tutan emekçiler ve aile hayatının ücretsiz işçileri gibidirler. Kadınlarda ortalama ömür 50 yaştır. Fakat çocuk yaşta ölüm oranı oldukça yüksektir. Tanzanya kızlarının çoğu gençlik yıllarını kendi küçük kardeşlerine ve yakınlarının çocuklarına bakarak, ardından da kendi çocuklarını doğurarak geçirmekteler. Erken yaşta torunları olup onların da bakımıyla ilgilenen Tanzanya kadını, yaşamı sürecinde ortalama 6-7 doğum, 4-5 düşük geçirmekte.
Afrikalı yerli kadında AIDS en önemli problemlerden biri. İstenmeyen hamilelikler ve doğumlar, 11-12 yaş kızların birçoğunun gayrimeşru ilişkiye zorlanması, AIDS’in bilhassa siyahlar arasında hızla yayılması, ahlaki değerlerin yok olmasına ve fakirliğe paralel olarak evlilik müessesesinin ortadan kalkması çok ciddi toplumsal sorunlardır. Bu da insan kaynağının yok oluşu sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Gayrimeşru ilişki o kadar yaygın ki kimseye yanındaki çocuğun babasını sormak münasip düşmüyor. Amerika’da yaygınlaşan “single parent” (tek ebeveyn) durumunun bir benzerini burada gözlemlemek mümkün. Ana-baba birlikte değil, tek ebeveyn var. O da maalesef anne ve hiçbir destek almaksızın çocuğunun hayatını idame ettirmek zorunda. Bunun için her türlü yola başvuruyor. İlerde çocuklar da aynı yollara başvuruyorlar. Zira okul yok, eğitim yok, aile yok, ev yok, şefkat ve ilgi yok. Hayatın acımasız yanları toplumda önce kadınları sonra çocukları vuruyor.

Evimde temizlik işlerine yardım eden kadının hayatı, yüzlerce mağdur yerli kadının çileli hayatlarından sadece bir örnek. Amisa, kocası tarafından terk edilmiş, henüz 14 yaşındayken ilk çocuğunu yalnız başına dünyaya getirmiş, şu an 29 yaşında ve üç çocuklu bir kadın. Daha kendisi çocuk yaştayken sahip olduğu yavrularının geçimini yıllardır hizmetçilik yaparak sağlamaya çalışıyor. Kendi kaderi annesinin ve kız kardeşininkiyle aynı. Amisa daha çok küçükken babası da annesini terk etmiş ve annesi de üç çocuğunu yalnız başına, orda burada çalışarak büyütmek zorunda kalmış. Okula gitme şansı hiçbir zaman olmayan Amisa, henüz çocukluk yıllarını yaşarken ne olduğunu anlamadan bir erkek arkadaşıyla ilişkisinden hamile kalmış. Bu kişiyle evlenmişlerse de bir süre sonra erkek karısını ve çocuklarını bırakıp gitmiş. Bir daha arayıp sormamış. Amisa çalışıp çocuklarına bakmak zorunda kalmış. Çoğu zaman aç kalmışlar, evsiz kalmışlar. Sığınacak bir yerleri olmamış. Bir gece aç yatan çocuklarından en büyüğü yerde bulduğu kahveye benzer bir maddeyi yiyerek zehirlenmiş. Sabah kalktığında yavrusunu ölü olarak bulmuş Amisa. Fakat hayat devam ediyor ve Amisa çalışmak, diğer çocuklarına bakmak zorunda. Temizlik işinden kazandığı para çocuklarını okula göndermeye yetmiyor. Bir evin kiraladığı iki odasında çocuklarıyla yaşıyor. Sağlıksız yaşam koşulları nedeniyle sıklıkla sıtma olup yatağa düşen Amisa, ilerlemiş seviyede ülser hastası. Bir kadının kaldırabileceği yükün çok üstünde ağır bir yükle, yalnız ve desteksiz hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Kız kardeşi ve daha pek çok yerli kadın da benzer bir kaderi paylaşıyor. İşin kötüsü bu toplumsal sorunların düzeltilmesi, bu çarpıklıkların giderilmesi, kadın mağduriyetinin önlenmesi için çalışan, ne yapmak gerektiğine dair fikir beyan eden de yok. Bunlar toplum hayatının bir parçası olarak ve fakirliğin yansımaları olarak kabul edilmiş. Boşanan bir kadın için boşanma, aldatılan için aldatılma, evlenmeden hamile kalan için bu durum veya tecavüz edilenin durumu zaten yüzlerce sorunu olan kadınlar için normal kabul ediliyor. Hayat devam ediyor. AIDS’e yakalanan kişi, zaten sefaletten veya başka hastalıklardan her an ölümle yüz yüze olduğunu düşünüp bunu da kolayca kabulleniyor. AIDS’i başkalarına bulaştırma diye bir kaygı zaten yok. Resmi istatistiklere göre, her dakikada bir insan sıtmadan hayatını kaybediyor.

İnsan her gün yeni bir şey duyuyor burada. Bazı yerlerde grup evliliği diye bir uygulama var. Bir erkeğin birden fazla kadınla ilişkisi bilinmedik bir durum değil. olağan bir durum zaten. Fakat bir de bir kadının birden fazla kocayla ilişkisini düşünün. Aynı evde bir kadın ve iki koca uzun yıllar beraber yaşayabiliyor. Bunu yaşayan bir kadın kendisi anlatıyor. Yıllar önce ilk kocası başka bir şehre çalışmaya gitmiş ve uzun süre eve dönmemiş. Bu arada evde bıraktığı karısı başka bir adamla evlenerek aynı evde, yeni kocasıyla yaşamaya başlamış. Yıllar sonra ilk kocası dönüp geldiğinde herkes durumu kabullenmiş ve birlikte yaşamaya devam etmişler. Kadın “bu benim sorunum değil, kocalarımın sorunu” diyerek kendinde hiçbir sorumluluk görmüyor, anormal bir durum olduğunu düşünmüyor bile. Evlilikle ve aile hukukuyla ilgili yasal düzenlemeler olmadığından, çokeşliliğin ve serbest ilişkinin önünde herhangi bir yasal veya sosyal engel bulunmadığından toplumda bu tür aşırılıklar görmek çok mümkün.
Zilper Kabange, 34 yaşında, 5 çocuğu var... Ayşa Hamduni, 28 yaşında 4 çocuğu var. Bu iki Tanzanyalı yerli kadının ortak yanları ise, aynı kocayı, Saidi’yi paylaşmaları... Bunda şaşılacak bir şey yok. Çünkü, Tanzanya’da kadınların yüzde 45'i, varlığını çokeşlilik koşullarında sürdürüyor. Üstelik bundan pek o kadar rahatsız değiller. İkinci bir kadının, çok sayıdaki işin bir bölümünü üstlendiğini düşünüyorlar.
Buradaki kadınların diğer bir ciddi sorunu da doğumlardaki ölümler. Bilhassa kırsal kesimlerde doktor ve sağlık imkanimkânlarındaki yetersizlik daha ziyade kadın ve çocukların ölümüne sebep oluyor. Hamile kadınlar en küçük bir sağlık kontrolünden bile geçmiyorlar. Doğumlarda hayatını kaybeden kadınların sayısı çok fazla. Doğan tüm çocukların üçte biri ise, ne yazık ki beş yaşını göremiyor. Kadınların doğum vakti uzun süre geçtiği ve müdahale edilmediği için geciken doğumlar, bebeklerde zihinsel özre veya daha anne karnında ölümlerine sebep oluyor. Kırsal kesimde gönüllü doktorluk yapan arkadaşım Zahra, kadınların en büyük korkusunun doğum ölümleri olduğunu belirtiyor. Kadınların yüzde doksanının evde doğum yaptığını ve doğum sonrası kanamadan çoğunlukla annenin hayatını kaybettiğini söylüyor. Sağlık merkezi olan köylerde ise, tek katlı geniş bir odada kadın, erkek, çocuk tüm hastaların aynı terde yatıp tedavi olduğuna, onların yanında ve bakışları arasında doğum yapmaktan çekinen kadınların yine evde doğumu tercih ettiklerine, sağlık merkezine gitmek istemediklerine şahit oluyor. Gerçekten herkesin içinde doğum yapmak, çaresizliğe rağmen dahi, hiç bir kadının asla istemeyeceği bir durum.

Kadınlara karşı şiddet konusuna gelince, o da ciddi bir sorun. Aslında kadınlara karşı şiddet ve kadın hakları ihlalleri dünyanın her yerinde var. Amerika’da ve Avrupa’da bile kadınlara uygulanan tecavüzler, dayak ve her türlü şiddet, kadın hakları, kadın-erkek eşitliği söylemleri arasında cereyan ediyor. Afrika’da ise, kadınlara uygulanan şiddet, alenen, açık ve hatta geleneklerin bir parçası gibi toplumsal yaşamda yer etmiş. Kadınlara karşı uygulanan şiddet, onların fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlıkları üzerinde büyük tahribata yol açabiliyor. Cinsel taciz ve şiddet kadınlarda AIDS riskini artıran en büyük faktör. Nitekim Afrika’da hızla artan AIDS oranı, kadınlarda erkeklerden çok daha yüksek. AIDS’in yanı sıra kadınların sağlık problemi, istenmeyen hamilelikler, cinsel virüs ve diğer cinsel hastalıklar. Ayrıca kadınlar, tüm aile fertlerinin sağlığından da sorumlu. Bu, Afrika kadınının çiftçilik, ailenin yiyeceğini temin etme, odun ve su taşıma, çocukların ve birlikte yaşadıkları kişilerin bakımı, temizliği gibi pek çok sorumluluklarından sadece biri. Kadının hastalanması durumunda ise, tüm üretkenliği ve çalışma gücü kayboluyor. Bu durum uzun dönemde evin, çocukların ve birlikte bulundukları fertlerin yaşamını ciddi şekilde etkiliyor. Kadının ağır sorumluluklarını kocanın varlığı hafifletmiyor ve kadın ölünceye kadar bu sorumluluklar altında yaşıyor. Zira aynı evde kendi çocukları yanı sıra kardeşler, yetimler, büyük ebeveynler veya akrabanın başka fertleri beraber yaşıyorlar. Çoğunlukla tek katlı, iki veya üç odalı, küçük evlerde on dört-on beş kişinin bir arada yaşadığı çok olağan bir durum.
İşte gördüğüm ve bildiğim kadarıyla ifade etmeye çalıştığım yerli kadının pek çok sorunları karşısında, bana hayatın hiçbir yönünden şikayetçi olmam münasip düşmüyor. Ne zaman çocukların yaramazlıklarından veya evin ufak tefek işlerinden şikayet etmeye kalksam etrafımdaki Afrikalı hemcinslerimi görüp hemen utançla şikayet cümlelerimi yutuveriyorum. Onlar da kadın, onlar da her kadın gibi narin, ince, duygusal ve kadınsı ruha sahip. Onların da şikayet etme, dert yanma, işitilme ve değer verilme hakları var. Ama maalesef yaşadıkları hayat, buna izin vermiyor. En doğal kadınsı ruhları, kadınca duyguları hayatın gerçekleri adı altında ezilmeye veya gizlenmeye mahkum oluyor. Çünkü onlar her zaman güçlü olmak zorunda.

KADININ RENGİ
Tanzanya Kadınının Giysisi Kanga , Süsü Kına