Tanzanya Kadınının Giysisi Kanga , Süsü Kına

Her toplumun kültürünü yansıtan geleneksel bir giyim tarzı vardır. Her ne kadar Müslüman toplumlarda İslam’ın ortaya koyduğu belli bir örtünme biçimi olsa da, o örtülerde bile farklı kültürlerin yansımalarını kolayca görebilmek mümkün. Bu kültürel yansımaları taşıyanlar da, özellikle kadınlar olagelmiştir. Arap kadınlarının cilbabları, feraceleri, Hint ve Pakistan kadınlarının şalvar-kurtaları, Afgan kadınların burkaları, Malezyalı kadınların abiyeleri, Doğu Afrikalı kadınların da kangaları...
Kanga Afrika’nın renkli doğası, renkli yaşamı ve gizemli havasıyla adeta bütünleşmiş geleneksel giyim tarzı. Doğu Afrika kadınının iç dünyasını renkler ve desenlerle dış dünyaya yansıtan şifreler. İki sevgili arasındaki ilişkiden karı-koca ilişkisine, komşu ve akrabalarla ilişkiden günlük sorunlara kadar hemen her şey, gizli şifrelerle kangalarla ortaya konulmuş. Modern toplum kadını duygu ve düşüncelerini günlükler ve romanlar halinde bir yere not ederken, Afrikalı kadın duygu ve düşüncelerini giysisi kangayla; kangasının renk ve desenleriyle ifade etmeye çalışmış. Bu yüzden kanga, basit bir giyim tarzı veya kadın örtüsü değil, buranın kadınının sır dolu dünyasını tablolaştıran, yaşama dair değerlerini gün ışığına çıkaran, Doğu Afrika’da doğup tarihleşmiş bir kültür.

Kanga, saf pamuktan dokunmuş, dikdörtgen biçiminde ve etrafı koyu renk bir şeritle boyanmış, canlı ve çok renkli desenli, iki parçalı bir örtü. Her bir parça, bir kulaç genişliğinde ve boyundan dizkapağına kadar veya belden ayaklara kadar örtebilecek büyüklükte. Birbirinin aynı olan parçalardan biriyle baş, omuzlar ve kollar örtülüyor. Diğer parça da bele dolanarak uzun bir etek gibi ayak parmaklarına kadar örtüyor. Sıcak iklime elverişli pamuklu dokuması sayesinde günlük hayatta kullanımı kolay ve çok rahat olan kanga, insanların birbirine sıkça sunduğu mükemmel bir hediye. Genellikle kocalar hanımlarına, çocuklar annelerine, kızlar arkadaşlarına kanga hediye eder. Kangayı sadece kadınlar değil, erkekler de zaman zaman kullanır. Uyurken veya ev içinde rahat etmek üzere kangaya bürünürler. Kadınlar ise kangayı hemen hemen her yerde kullanırlar. Bebeklerini kanga içinde doğurur ve kangaya sararlar. İş yaparken, bir yere giderken sırtlarında kangaya bağlayarak taşırlar. Bu nedenle kanga, sadece basit bir giyim tarzı değil, çok yönlü kullanımı ile yüzyıllardır Doğu Afrika’nın günlük hayatıyla bütünleşmiş bir simgedir aynı zamanda.
Çeşit çeşit kangaları hiç üzerinden eksik etmeyen, evine her gidişimde de hemen temiz, ütülü, kalıp gibi katlanmış bir çift kangayı “terlemişsindir, üzerindekileri çıkart, rahatça kanga örtün” diyerek elime tutuşturan nazik mama Kandime ile kanga üzerine sohbet ediyoruz. Tanzanya’da bütün kadınların en azından bir tane kangası vardır diye söze başlıyor. Bu bizim düğünlerde, cenazelerde, özel günlerde giydiğimiz kültürümüzün bir parçası, milli kıyafetimiz diyor. Cenaze törenlerinde öbür aleme göçen yakınlarımıza saygının ifadesi olarak giyeriz. Düğünlerde damat geline sevgisinin bir ifadesi olarak kanga hediye eder. Gelin de kangasını parfüm sürüp kocasının yastığının altına koyar. Bizim için kanga sadece bir parça kumaş değil, tarihimizin önemli bir unsuru, tamamen Sevahili medeniyetinin bir ürünü. Kıtamızdaki pek çok ülkeye buradan gitmiştir kanga diye gururla tanıtıyor.
Gerçekten de kanga’nın ilk ortaya çıkışı bir hayli ilginç. 19. yüzyılda Doğu Afrika’ya ayak basan Portekizli denizcilerin mendillerinden esinlenmiş Zengibar kadınları. Bu mendillerin altısını bir araya getirip dikerek büyükçe bir örtü elde etmişler önce. Sonra farklı desenleri birleştirerek elde ettikleri örtüleri üzerlerine alarak örtünmeye başlamışlar. Portekizce’den gelen “leso” ismini verdikleri bu örtüler zamanla çok popüler olmuş ve Zengibar adasından Tanzanya, Kenya ve Doğu Afrika içlerine yayılmış. Daha sonra kıyı tüccarları “leso”ları koyu renk fon üzerine beyaz puanlı desenlerle pamuklu kumaşa basıp ticaretini yapmaya başlamışlar. Beyaz puanlı desenleri kuğuyu çağrıştırdığından bu anlama gelen “kanga” ismini almış. Zaman geçtikçe beyaz puanlı desenler çok daha renkli ve göz alıcı motiflere dönüşerek zenginleşmiş. Yüzyıl boyunca öncelikle Tanzanya ve Kenya olmak üzere hemen tüm Afrika’da dizayn edilip basılmaya ve geleneksel sanatın bir kolu olmaya devam etmiş.
Kanga satan dükkandükkânların önünden geçerken durup kangaları bir bir inceliyorum. Günlük hayattan binbir çeşit figür var üzerlerinde. Tavuk, mısır, fasulye figürlerinden bebek, kuş, çiçek resimlerine, doğaya ilişkin dağ, vahşi yaşam figürlerinden politik ve sosyal olayları temsil eden figürlere, hatta cami, kilise, Kabe, Mekke ve Medine gibi dini simgeler de kangalarda birer tablo gibi sergileniyor. Kangalarda bir de kenar yazıları var ki, her biri farklı bir duyguyu, düşünceyi hatta dini, siyasi veya sosyal fikri ifade ediyor. Bu Sevahili yazıları okuyup manasını öğrenmek, benim için son derece ilginç ve eğlenceli bir iş. Her bir yazıda sanki bu toplumun iç dünyasını ortaya çıkaran şifreleri çözmüş, hazinenin kapağını açmış gibi bir hisse kapılıyorum.

Bir kanga kenar yazısında şöyle diyor: “Moyo wangu sultani chamtu si kitamani”. Tercümesi şu: Kalbim tıpkı bir Sultan gibi, kendisi her şeye sahip ama o kimsenin mülkiyetinde değil. Biraz egoizm içeren bu sözün anlamı, ben pek çok kişinin sevgisini ve ilgisini alırım ama kalbimi kimse alamaz.
Ananas resimleriyle süslü bir kangada: “Ukila nanasi tunda lingine basi” yazıyor. Ananası bir kere tadarsan başka meyveye asla bakmazsın. Bu da ananasın çok fazla yetiştiği Tanzanya’da halkın en sevdiği meyve olduğuna işaret ediyor.
Bir diğer Kangada “Machoni rafiki moyoni mnafiki”. Bakışlarda dostluk olabilir belki ama, nankörlük kalptedir. Bu da toplumda insan ilişkilerine dair ilginç bir noktayı vurguluyor. “Mke mwenza!! Haa!! Mezea!”: Bu da bir kadının kocasına söylediği söz. “İkinci bir hanım almayı asla aklına bile getirme.” Anlamını taşıyor. Kadınlar çokeşliliğe karşı tepkilerinin bir ifadesi olarak bu yazıyı taşıyan kangayı giyerler.
“Mpaji ni Mungu”: Koruyucu, destekleyici Allah’tır.
“Haba na haba, hujaza kibaba”: Küçük küçük şeyler birleşince büyük şeyler oluşturur. Türkçedeki damlaya damlaya göl olur gibi bir anlama geliyor herhalde.
“Mchezea wembe humkata”: Jiletle oynayan kendini keser. Yani tehlikeli şeylerle uğraşan bir gün kendine zarar verebilir.
Daha yüzlerce, halkın düşünce dünyasını yansıtan birbirinden ilginç yazılar, ifadeler bulmak mümkündür kangalarının üzerinde.

Tanzanya'nın Kadınları
Desen Desen Kınalar