Geçmişten Günümüze Doğu Afrika'nın Kültür Mirası:

Tanzanya toplumu, çok farklı kökenden insanların bir arada yaşadığı heterojen bir özelliğe sahip olması sebebiyle hareketli ve zengin kültürü olan bir toplum. Tanzanya’nın yerli halkı da pek çok kabileden gelmekte. Bu kabileler içinde en kalabalık olanı ve kültürlerini bugüne kadar devam ettiregelmiş olmaları bakımından en tanınmışları Masai kabilesi. Masailer, adeta geçmişten günümüze uzanan bir kültür köprüsü.

Afrika‘nın en eski kabilelerinden olan Masailer, geleneklerine sıkı sıkıya bağlı yaşıyorlar. Tanzanya ve Kenya sınırları içinde yer alan geniş Masai Mara, diğer adıyla Serengeti, Masai topluluğunun çoğunlukta oldukları bölge.

“Sonsuz topraklar” anlamına gelen Masai Mara, bugün çağdaş insan için hala bir masal ve ancak belgesel filmlerde görülebilen uçsuz bucaksız vahalar içinde yüzlerce çeşit hayvan. Kenya ve Tanzanya’nın bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte, şimdi büyük bir özenle korunan, kilometrelerce uzanan bu topraklarda yaşayan Masai kabilesi, bin yıl önce Sudan’dan gelmiş ve bugün nüfusun sadece yüzde ikisini oluşturuyor. Cesaretleri, savaşçı ruhları ve sığırlarına bağlılıklarıyla ünlü Masailer, kutsal bildikleri sığırın sütünü, kanı ile karıştırıp Hindistan cevizi kabuğundan yaptıkları kaplarda içiyor, sığırlarına son derece önem veriyor, hastalandıklarında onlara çocukları kadar özen gösteriyorlar. Sığırlarını asla kesmiyor, etini yemiyorlar. Sürekli olarak sığırlarını otlatabilecekleri yeni yerler arayarak, hiçbir toprağı sahiplenmiyorlar ve yılda iki kez gelen yağmur mevsimi nedeniyle yağmurun peşinde, Masai Mara'da yılda iki kez yer değiştiriyorlar. Geçici evlerinden başka hiçbir şeyler olmayan Masailer’in mezarlıkları da yok. Ölülerini gömmek yerine; uzaklara, vahşi hayvanlara bırakıyor ve kültürleri ile inançlarından başka hiçbir şey taşımıyorlar sanki. Bugün hala tüm dünyanın dikkatini çeken Masai insanları, ince uzun bedenleri, genelde kırmızının hakim olduğu kıyafetleri, boncukları, takıları, incecik örgülü saçları ve her şeyden önemlisi büyük bir dirençle ayakta tutmaya çalıştıkları geleneksel kültürleriyle önem kazanıyorlar. “Maa” dili konuşan Masai Kabilesi'ne ait olmanın en önemli göstergesi, küçük yaşlarda pek çok yerinden deldirdikleri kulakları ve asılı geleneksel takıları.

Masailerin tipik köylerinin dışında, çağdaş yaşama biraz daha ayak uydurmuş üyeleri de var. Geleneklerini korumak adına, uzun yıllar sürdürdükleri ısrarlı tutum bir yana; Batı kültürünün güçlü etkisi, dirençlerini de yavaş yavaş kırıyor Masailerin. Yerleşik köylere taşıdıkları yaşamları, biraz daha batılı izler taşıyor.

Toprağa bağlı olarak yaşayan Masailerin geçimi, hayvanları ile geleneksel el sanatlarına dayalı. Kentlere yakın köylerde ve kentlerde yaşayan Masailer, el sanatlarıyla ürettikleri mallarına kent pazarlarında alıcı arıyor ve özellikle turistlerden alıcı buluyorlar. Boncuklar, takılar, maskeler ve kumaşlardan oluşan tezgahtezgâhları, rengarenkrengârenk bir panayıra dönüşüyor ve hem kendileri, hem de ürünleri giderek daha turistik, daha ticari bir kimlik kazanıyor. Sadece sattıkları değil bizzat kendileri de turistlerin ilgi odağı oluyor. Kendileriyle fotoğraf çektiren yabancılardan karşılığında para istemeyi ihmal etmiyorlar. Böylece kentlerde bir geçim yolu tutturmuşlar. Ayrıca şunu da unutmadan ekleyeyim, Masai delikanlılarını, korkusuz, cesur ve savaşçı ünlerinden dolayı olsa gerek, başkentin büyük binalarında, inşaatlarda, dükkandükkânların kapılarında güvenlik görevlisi olarak görmek de mümkün. Genelde polis kıyafetine benzeyen üniforması ve elinde telsiziyle görmeye alışık olduğumuz güvenlik görevlilerini, bu kez geleneksel kıyafeti içinde ve silahı olan uzun kalın sopasıyla büyük ve gösterişli bir binanın önünde bekleyen bir Masai olarak görmek çok ilginç oluyor.

Tüm geleneklerinin yanı sıra, çağdaş dünyaya ait küçük izler de görülüyor yaşamlarında. Örneğin, kollarındaki dizi dizi boncuklarla bir arada duran dijital saatleri, kırmızı örtülere bürünmüş ince, uzun bedenleri altındaki spor ayakkabıları, hatta incik boncuk tezgahtezgâhlarının yanı başında dinledikleri küçük radyoları, insan yaşamının her zerresine nüfus etmiş çağdaş dünyanın unsurlarından tamamen sıyrılmanın yine de mümkün olamadığının göstergesi.

Küçük kızım ve oğlum, resimlerde gördükleri Masailerle şehirde dolaşırken karşılaştıklarında önceleri korkup çekinmişlerdi. Farklı giyim tarzları, uzun boyları, incecik örgülü saçları, özellikle de ellerindeki uzun sopaları çocuklara ürkütücü gelmiş olacak ki “Bizi yakalayıp kaçırırlar mı, Bizi öldürürler mi?” gibi sorularına maruz kalmıştım. Ancak daha sonra karşılaşmalarımızda, Müslüman görünüşümüzden dolayı “Selamun aleykum” şeklindeki selamlamaları ve gülümseyip el sallayan sevecen tavırlarıyla çocukların sempatisini kazandılar.

Masailer, sergiledikleri yaşam tarzıyla kimseye zarar vermeyen, yıkıcı ve bozucu değil bilakis, başta doğayı ve hayvanları olmak üzere tüm doğal yaşamı koruma konusunda hemfikir olmuş, bu konuda ellerinden geldiğince direnen insanlar olduklarını ispatlıyorlar. Bu anlamda, bir yandan doğayı ve canlı ekolojileri koruma sloganları atarken, diğer yandan sadece kendi menfaatleri uğruna, telafisi mümkün olmayan nükleer kirliliğe, radyoaktif yıkımlara ve savaşlara meydan verenlerden, doğayı ve insanları öldürenlerden çok daha samimiler.

Kırsal Hayattan Bir Kesit
Kongo'dan Gelen Misafir