Tanzanya'da İnsan: Yokluk İçinde Mutluluk

“İnsanlığın doğduğu yer” diyorlar Tanzanya’ya. 1,75 milyon yıl öncesine ait ilk insan fosili burada bulunmuş. Tanrının ilk insan Adem’i Cennetten çıkarıp buraya gönderdiği ve insanlığın buradan başlayıp tüm dünyaya yayıldığı söyleniyor.

Afrika‘nın en geniş yüzölçümlü ülkesi olan Tanzanya 36 milyonluk nüfusu ile neredeyse bomboş topraklara sahip. Ekonomik olarak henüz gelişememiş olan Tanzanya halkı, tarım ve hayvancılıkla yaşıyor, geçimini kahve, çay, tropikal meyveler, deniz ürünleri ve maden gibi kaynaklardan sağlıyor. Ülke insanı yoksul ve hayat standardı çok düşük. Dağlık bölgelerde yoğunlaşan nüfus, sayıları 120’ye varan değişik kabilelerin üyelerinden oluşuyor. Tanzanya kabileleri arasında en kalabalık ve kültürlerini bugüne kadar devam ettirebilmiş olanı Masailer. 300 yıl önce Sudan’dan buraya göç etmiş olan Masailer, 19. yüzyılda kaşifler ve tüccarlar arasında “korkusuz savaşçılar” olarak ün salmışlar. Geleneklerine sıkı sıkıya bağlı yaşıyorlar.

Sekizinci yüzyılda Araplar Tanzanya’ya gelerek İslâmiyet’i yaymışlar. Sahil bölgelerine gelen Arap tüccarlar, bilhassa Zengibar adası civarına yerleşmişler ve buradan iç bölgelere uzanan ticaret yolları oluşturmuşlar. Araplarla yerliler arasında gerçekleşen evliliklerle kendilerine has dilleriyle birlikte yeni bir toplum ortaya çıkmış. Arap-Afrikalı karışımı bu toplumun dili, Arapça’ya çok benzer olan ve Kenya, Tanzanya, Mozambik ve adalarını kapsayan tüm Doğu Afrika’da konuşulan Sevahilice’dir. Arapça ve Farsça’dan birçok kelimeyi içinde barındıran bu dil önceleri Arap alfabesiyle yazılıyormuş. Daha sonra yazı devrimi ile Latin harflerine geçilmiş. Arap alfabesi kullanılarak yazılmış, o dönemlere ait çok sayıda dini eser ve doküman muhafaza edilmiş. Sevahili sahil kelimesinden gelir ve sahil halklarının dili demektir. Bu dili konuşan topluluğa da genel bir isimlendirmeyle Sevahili halkı ve Sevahili kültürü denmiştir. İlk olarak Arap tüccarlar vasıtasıyla gelen İslam inancı ve yaşam biçimi Sevahili kültürünün temelini oluşturur. Hıristiyanlık ise ilk defa 1840’larda Avrupalı sömürgeciler vasıtasıyla gelmiş ve misyoner faaliyetleriyle giderek yaygınlaşmıştır.

Nüfusunun ortalama üçte biri Müslüman olan Tanzanya’da, Sünni Müslümanların çoğunlukta olmasına rağmen idari, teknolojik ve dini üstünlük Hıristiyan kesimin elinde. Bunda, Avrupalı ve Amerikalı Hıristiyan misyonerlerin Afrika kıtasında uzun yıllar öncesinden beri devam edegelen, eğitim-okul, sağlık ve ekonomi alanlarında yoğunlaşmış faaliyetleri birinci derecede etkili. Hıristiyan misyonerlerin yardımlarıyla açılmış okullar, kütüphane ve çeşitli eğitim kurumları, sağlık ocakları ve hastaneler, çeşitli yardım dernekleri ve vakıfların sayısı, devlete ait bu tür kurumların sayısı yanında son derece yüksek. Hıristiyanların bu tür toplumsal hizmetlerinin tesiriyle ülkede yerli Hıristiyan nüfus giderek çoğalmakta. Diğer yanda Müslümanların eğitim, öğretim ve dini faaliyetlerini yürütme ve geliştirme imkanimkânları fakirlik ve destekten yoksunluk nedeniyle yok denecek kadar az. Müslüman okullar ve camiler bakımsız ve kaynaktan yoksun.

Tanzanya'da pek çok kabileden oluşan yerli Afrikalıların yanı sıra çok sayıda Arap, Hintli, Pakistanlı ve Avrupalı da yaşamaktadır. Böylesine çok etnik grubun bulunduğu heterojen bir yapıya sahip Tanzanya toplumu toleransın ve hoşgörünün güzel bir biçimde yaşandığı barışçıl bir toplum. Genelde fakir ancak mutlu ve yardımsever insanlar. Doğanın ve kültürlerinin korunması konusunda ortak bir anlayışa sahipler. Ayrıca, köylerdeki yaşam şehir merkezlerindekinden bir hayli farklı. Son derece fakir olan köylüler, çoğunlukla çamurdan veya ağaç yapraklarından yapılmış evlerde, doğayla iç içe basit bir hayat sürer. Elde edebildiği tarım ve hayvan ürünleriyle beslenir. Çoğunlukla elektrik ve içme suyu bulunmayan köylerde eğitim ve sağlık koşulları da son derece yetersiz. Doğumlarda yaşanan ölümlere sıtma, kolera, difteri ve AIDS gibi hastalıklardan kaynaklanan ölümler de eklenince sağlık koşullarının ne derece elverişsiz olduğu ortaya çıkar.

TANZANYA'DAN İNSAN MANZARALARI...
Kırsal Hayattan Bir Kesit